Kadında İhtiyarlamak Korkusu

Bu korku, kadınların ruhunu genç yaşlarından başlıyarak gittikçe daha korkunç duruma gelen bir kâbus gibi sarar. Hele orta yaşlardan sonra ihtiyarlama korkusu bazı kadın­larda iç buhranlara, nevrozlara dek varabilen sarsıntılara yol açar. Gerçi kadında yaş dönümü adı verilen ve âdetten kesilmeyle başlayan devre, bu devrede başgösteren ruh ve Birçok kadın ihtiyarlama korkusunu kuvvetle hisseder anca ruh ve beden sarsıntıları başlıbaşına incelenecek bir konudur. An­cak, ihtiyarlamak korkusunun onda, gençlikten beri sinsi sinsi kıpırdadığını, yaşı ilerledikçe ruhunu kemirdiğini bil­medikçe, kadınların bir takım davranışlarını anlamaya im­kân yoktur. İhtiyarlamak korkusu bize, kadın ruhunun sır­larını aydınlatacak bir anahtar vermektedir.
İhtiyarlamak korkusu, evlenememek korkusu ile bir­likte birçok kızları istemedikleri kimselerle evlenmeye, cinsi
soğukluğa yöneltir. Birçok kadınlar, bu korkuyu daha kuv­vetli hissederler, aynanın karşısına geçerek saatlerce yüzle­rinde ihtiyarlık belirtilerini ararlar. Makyajlarını her gün bi­raz daha koyulaştırarak, ihtiyarlığa karşı değilse bile, ihti­yar görünmeye karşı amansız bir mücadeleye girerler. Bu yüzden işkence sayılabilecek tuvalet ve güzelleşme usullerine seve seve katlandıkları bilinen birşeydir.
kadınların yaşlanma korkusuHer kadın hoşa gitmek ister. Yani her kadında, kendisi­nin istek duyurabilecek durumda olduğuna inanmak ihtiya­cı vardır. Kadınların büyük çoğunluğu sadece bununla yeti­nirler. Kocalarına bağlı kalır ve dürüst bir evlilik hayatı sürdürürler. Çok süslenen kadınlara «hafiflik» damgası vur­mak, bir haksızlık olur. Onlar, sadece hoşa gitmek isterler; çok zaman kendi kendilerine bir aşk duyarlar ve kendileri­nin âşık olunabilecek bir varlık olduğunun başkalarınca da doğrulanmasını beklerler. Bu gibi kadınlar sadece gözleri ile çapkınlık yaparlar. Sadece «İmkanlar»la yetinirler. Bu çeşit kadınlar ancak çok imkânlara sahip olduklarında mut­ludurlar… Bunun için çeşitli erkeklerle flört edebilir, ama on­dan ötesini tek erkeğe saklarlar. Bütün istedikleri, erkekle­ri kendilerine bağladıklarını görebilmektir; bunu gördük­ten ve inandıktan sonra geri çekilir ve daha ileri gitmekten kaçınırlar. «Koket» kadın «fatal» kadın gibi deyimler işte bu tip kadınlara yakıştırılan niteliklerdir.
Gerçekten her kadın «macera» isteği içindedir. Bir kadı­nın hayatı ne kadar durgunsa, fırtınalara ve büyük tutkula­ra o kadar isteği kuvvetli demektir. Gerçi, evlendikten cinsel ihtiyaçlarını eşiyle karşıladıktan sonra, bu macera isteği kay­bolabilir. Ama, macera arzusunu hayallerinde ve rüyaların­da yaşatır.
Ancak kadın evlendikten sonra maceralara atılmak is­teği artık geri çevrilsede ve hayallerinin içine çekilse bile, yine de yenilik değişiklik isteği kaybolmaz. Sevgilisi olan eşinin dav­ranışlarında yenilikler, değişiklikler arar. Kocasının sözleri, okşayışları, kendisine karşı davranışları değişmiyorsa, farkı­na vararak veya varmayarak kızar, öfkelenir, sinirlenir. Bu öfke, çoğu zaman kavgalara ve kıskançlık tartışmalarına yol acar. Kavgaların, biteviyeliği, monotonluğu bozması bakımından belki faydası yardır. Kavgadan sonra barışma safha­sı, aralarındaki münasebete tatlı bir yenilik vermiyorsa bu değişiklik bile kadına saadet verir.Her kata, beğenilmek, hoşa gitmek, iltifat işitmek ister. Daha önceden de söylenmiş olduğu gibi kadın hep ilgi, çekici kalmak, beğenilmek, hoşa gittiğini görmek ister. Yine bu yüzdendir ki, erkeklerden çok daha fazla iltifata düşkündürler. Bu onlarda sönmek bilmeyen bir istektir. Onun için evli kadınların çoğu, kendilerine iltifat etmiyor, eskisi gibi tatlı sözler- söylemiyor diye, kocalarına sık sık sitem ederler, hatta bazen bunu kırgınlığa soğukluğa kadar götürürler. Kazanova tipi erkeklerin başarılarındaki sır, kadının bu zayıf yönüne seslenmeyi, onun beğenilmek İsteğini okşamayı bilmelerindendir.
Kadınların bu giderilmez isteğine ve sevilmek ihtiyacı­na, «roman özlemi» de diyenler vardır. Aslında her kadın, aşkın günlük hayatta alelâdeleştirilmesine isyan eder. Ka­dın, alelade olmayan şeyin, olağanüstünün, yeninin ve gö­rülmemişin isteği ile çırpınır. Giyiminde bile hep «görülme­miş» lik, «değişiklik» arar. Yine bunun içindir ki, bazı ka­dınlar, evlilik hayatının rahatlığını, büyük tutkular uğruna feda eder.
Bütün kadınlarda, derin ve hareketli, büyük ve ihtiraslı bir aşk yaşama kabiliyetinde bulunduklarına dair bazen bi­linç altı, bazen sadece sezgi halinde kalan bir inanış vardır. Uzun süre cinsel bakımdan soğuk yaşamış kadınlar, bir gün aradıkları «büyük aşk»ı bulunca, sevdikleri erkeğe kendileri­nin bile ummadıkları kadar sıcaklık gösterir, duygulu ve ha­reketli davranırlar. Ama birçok kadınlar da erkeklerinin an­layışsızlığı yüzünden bu kabiliyetlerini güçlerini göstereme­den ölüp giderler. Burada Balzac’m bir sözünü hatırlamak yerindedir:
«Her kadın bir çalgı aleti gibidir. Bütün mesele onu çal­mayı bilmektedir».
Yaşadıkları aşkın tam gerçek olmadığı, daha başka, da­ha fırtınalı, daha sıcak bir aşkın,, sürükleyen, alt üst eden, hatta öldüren bir aşkın mutlaka var olduğu, var olabileceği hakkındaki bu derin, gizli ve karanlık duygu, ya da sezgi çeşitli sinir bozuklukları yaratır. Birçok kadınlar, hareketli bir romanın, büyük bir maceranın bekleyişi ve umudu için­de yaşarlar. Bu bekleyiş içinde ihtiyarlayıp giderler. Kendi kendine «Artık senin devrin geçmek üzere. Beklediğin roman grelmiyecek, daha fazlasını yaşıyamıyacaksın» diye söylenir ve karamsar, kötümser bir ruh hali içine gömülürler.
Bütün güçleri ile ihtiyarlığa karşı koyma çabası içinde­dirler. Yaşadıkları yılları sıkıntıyla sayarlar ve kendilerini aynalarda seyrederler. Hele yetişmiş oğulları kızları, içle­rindeki sarsıntıyı daha da hareketlendirmeye sebep olur. Uzun süre onları hep çocuk görmeye çalışırlar. Bir süre sonra bu, artık imkansızlaşır. Kızı da oğlu da artık çocuklu­ğu geride bırakıp flörtlere başlamıştır. Birçok kadınlar, ço­cuklarına değil, ama kendi kaderlerine kızdıkları için. oğullarını kızlarla arkadaşlık etmekten alıkoymaya, kızlarını de­likanlılardan uzak tutmaya çalışırlar. Bir çeşit kıskançlıkla, kızlarını bir rakip, oğullarını bir hain gibi görürler. Bütün kadınların çocuklarını evlendirdikten sonra, «kaynanalık» yapmaktan kendilerini alıkoyamayışlarmın nedeni bu olsa gerektir.
İşte, çocuklarının sevgililerini kıskanmakla başlayan buhran, bazı kadınlarda gittikçe şiddetlenerek sürer. Kendi kendileriyle acı bir hesaplaşmaya girişirler: «Yaşadım da ne oldu? bundan sonra yaşayacağım da ne olacak?» gibi sorular zihinlerinde kıpırdanmaktadır. Bazıları bu soruya şu cevabı verirler: «Şimdi az daha yaşayabilirsin» ama ne kadar sürer? Daha ne kadar erkeklerin hoşuna gidecek, onları kendine çe­kebileceksin? Vakit geçiyor; bu kısa süreden yararlanmaya, mümkün olduğu kadar yararlanmaya bakmalısın…»
Böyle bir ruh durumuna kapılan kadın, inanılmaz bir kayıtsızlık ve aldırmazlıkla yeni bir maceraya atılır. Ya da duygu ve isteklerini baskılar altına alarak sinir hastası olur. Çeşitli derecede sıkıntılar, huysuzluklar gösterir. Kocasına se­bepsiz yere bağırıp çağırır, kıskançlık kavgaları yapar. Buh­ran çok hafif olabilir. Fakat sonradan ağırlaşıp ciddi bir me­lankoli durumuna girebilir. Artık yaş dönümü devresinin bü­tün buhranları başlamıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ